HANKENDİ BELDESİ VEB SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ
-----------ELAZIĞ............................... ---ღ HANKENDİღ----------
   
  HANKENDİ
  HANKENDİ DERLEMELERİ
 
Aha camiye ne kaldı!
 
Yıl 1941 Hankendi sıcak bir yaz geçiriyordu. Nahiyede Atatürk devrimleri harıl harıl işliyor. Nahiye müdürleri, padişahlıktan yeni kurtulmuş olan bu halka cumhuriyet rejimini kendi yetenekleriyle uygulamaya çalışıyordu. Yaşlılara bile milli bayramlarda rol verip rejimi tanıtıyordu.
Haçcan dede padişahlıktan kalma alışkanlıklarıyla köyün bakkallığını yapıyordu. Dükkanında iğneden ipliğe her şey bulunur, Otuz iki köye de mal satar harman zamanı alacaklarını toplardı. Tembelliği dillere destan olmuş hatta halk: “Haçcan gibi tembel” deyimini dil hazinesine sokmuştu. Müşteri şimdiki marketler gibi kendi alışverişini kendisi yapar hatta borç defterini bile müşteri tutardı. Haçcan göstermelik dururdu.
Günler böyle ilerlerken Haçcan’ın arkadaşlarından Ebubekir, Sado ve Emoş Ehmed’i yanına çağırıp: “ arkadaşlar gelin şu Haçcan’a bir oyun yapalım da aklı başına gelsin.” Dedi.
Sado:
- E e e planın ne? Ebubekir:
- Bakın şu tembel Haçcan sekiz defa evlendi, gene gözü dışarıda. Kimin hatunu dükkana girse sakalını sıvazlayarak bayanı süzüyor. Emoş Ehmed:
- Meraklandırma Ebubekir nedeceksek söyle: Ebubekir:
- Bakın, şu dul Firdevs bacı var ya! Planımı onun evinde açıklayacağım!
Hep birlikte Firdevs bacının kapısını çalarlar.Firdevs bacı kapıyı açar gelenleri görünce dudaklarında tatlı bir tebessümle: “Buyurun ağalar, gene neler çeviriyorsunuz bakalım” dedi.
Ebubekir kısık sesle: “Hele sen bir çay koyda anlatalım Firdevs bacı.” Dedikten sonra içeri girdiler. Firdevs bacı ocağın altına birkaç deve dikeni ve süldügen daha atarken: “Meraktan çatlatacaksınız haydi söyleyin bakalım” dedi. Ebubekir: “Bak Firdevs bacı şimdiki avımız Haçcan dede ona bir oyun yapacağız “ Firdevs bacı:”Benim rolüm ne Ebubekir gakgom” dedi. Ebubekir” Bak bacı sen Haçcan’ın dükkanına gidip, basmadan tut, incirden çık bir çuval alışveriş yapıp çıkacaksın. Firdevs bacı: “E peki Haçcan demez mi ki parasını nasıl ödeyeceksin?” Ebubekir işte bizde onun öyle demesini bekliyoruz.. O öyle söylediğinde sende yatsıdan sonra el ayak çekilince gel ödeşiriz diyeceksin” dedi. Firdevs: Ben böyle bir şey diyemem! Köylü bana ne der? Kimin yüzüne bakabilirim?” deyince, Ebubekir sen hiç merak etme biz her şeyi ayarlamışız. Bak evinde akaşama güvece dökülecek zeğran bile yok. Bayram geli üstün yırtık pırtık. Sana devlet kuşu kondu. Bir çuval dolusu öteberi. Niye kabullenmiyorsun?” dedikten sonra: Firdevs bacı yumuşadı: “Peki ne yapalım siz reva görüyorsanız.”
Sado’nun yüzü gülüyordu. Emoş Ehmed’in kulağına: “Gönlü var naza çekiyor.” Emoş Ehmed: “Ne yapsın zavallı bir çuval öteberi onun için büyük nimet.” Çaylarını bakır taslarda içtikten sonra dağılırlar.
Dönemin nahiye müdürü Gillik Müdür dehşet bir Atatürkçü, cumhuriyeti özümsemiş, Altı yüz yıl geri bırakılmış halka inkılapları tanıtmak için tırnaklarıyla mücadele ediyordu. Yalnız Hankendi’nin değil otuz iki köyün tek önderiydi. Her köye bir çeşme , bir okul projesini uygulayan kendisidir. Köyde sevilir ve sayılırdı. Olayları şimdiki gibi yargının önüne yığmaz ve yargıya yanlış iş yaptırmazdı. Eskiden devletin kasasına şimdiki gibi katrilyon akmıyordu. Halktan toplanan paralarla yollar yapılıp, şimdikilerin rahat rahat sattığı tüysüz yetimin hakkının olduğu fabrikalar yapılıyordu. İşte bizim müdür yol parasını, vergisini vermeyen köylülerin ev eşyalarını köyün meydanında satar, onunla karşılardı. Yüz kızartıcı suçlara da kendine göre yaptırımlar uygulardı. Huvardalığın cezası, huvardalık yapan kişinin suratı hayvan pisliğiyle sıvanır, eşeğe ters bindirilir, köy bekçisi eşeğin yularından tutar, köyün bir başından öteki başına kadar suçunu avazı çıktığı kadar bağırarak teşhir ettirirdi. Yani o zaman köyün bir başı karakol öteki başı son durak camiydi.
Bu arada bizimkilerin planı tıkır tıkır işleyip sürüyordu.Firdevs bacı dükkana uğramış bir çuval dolusu öteberi alıp bir gençle evine götürttürmüştü. Gece olmuş bizimkiler ellerinde deynek karanlıkta köşeleri tutmuşlardı. Yatsı namazından sonra Haçcan sinsi sinsi köyün tozlu ve karanlık sokaklarında bir gölge gibi ilerliyordu.Nihayet Firdevs bacının kapısını çaldı
Firdevs bacı namazını kılmış tesbih çekiyordu. Alelacele duasını bitirdi, dındıgi(bezir yağıyla çalışan lamba) eline aldı kapının kancasını kaldırmadan “kim o!” diye seslendi. dışarıdaki: “sus kız sus yavaş seslen, ben Haçcan komşular duyacak.” Firdevs bacı kapıyı açar:”u u u komşular imdat can kurtaran yok mu! Bi namussuz evime girmeye çalışi! Der demez bizim kiler ellerinde sopalarla yetişip Haçcanı alır sürüde sürüde Nahiye müdürünün kapısına götürürler. Nahiye müdürü olay karşısında hayretini gizleyemez :” Bu yaşta ha! Bu yaşta! Haçcana dönerek “utanmıyor musun bey amca yazık . yaşın kaç senin bakıyim? Haçcan başı önüne eğik : “82 müdürüm 82 ! affedin oldu bi kere” diye cevap verir. Müdür bizimkilere dönerek: Aferin köylülerim cumhuriyet sizlerin sayesinde yükselecek! Haydi siz gidin güzel bir uyku çekin. Bu at ahırında direğe bağlı olarak sabaha kadar kalacak. Sabah karakol başçavuşuyla ifadesini alır sabah cezasını veririz.” Dedi ve jandarmalara seslenip haçcanı ahıra almalarını istedi.
Sabah erken kalkardı köy halkı. Atatürk’ün bir türlü uygulamaya geçirmediği, kendinden sonrakilerin de akıllarına bile getirmediği toprak reformu gereken köyde üç ailenin toprağı vardı. Diğerleri marabalık, hızmekerlik, çobanlık yapardı. Evlerde su olmadığından köy kadınları kabını kacağını, çamaşırını çeşmede yıkardı. O gün gene çeşmeler tıklım tıklım, kadınlarda bir horatadır gitsin. Çoban Cemal’a davarını katıp eline sitilini, köpücünü alan çeşme başındaydı. Sığırcılar sığırlarını çıkarıyor, marabalar öküzlerini arabaya koşuyor köyde bir curcuna dır sürüyordu.
Tam o sırada köyün bekçisinin sesi duyuldu: Eyyyyy ! Hankendi halkı duyduk duymadık demeyin!!!!!!!!! Bu gece bakkal Haçcan huvardalık yaparken yakalandı!!
Eyyyyyyy Hankendi halkı duyduk duymadık demeyin!!! Bakkal Haçcan huvardalık yaparken yakalandı.” Avazı çıktığı kadar bağırıyor müdürün gözüne giriyordu. Sanki o hareketli köy biranda flim donar gibi donmuştu. İnekler, buzağılar, koyunlar, keçiler bile sesin geliş yönüne bakıyordu. Köyün çeşmesinin yanından geçen zar zor tanınan Haçcanı gören köyün kadınları, genci ihtiyarı:” tuuuuuuuu utanmaz , pis! Sakalından utan! “ hep bir ağızdan bağırıyor kimileride ufak taşlar atıyordu. Haçcan ağzının kenarındaki kurumuş hayvan pisliğini eliyle çekerek: Siz durun kaltaklar! Aha camiye ne kaldı!
Enver TAŞ
Hankendi 2011
( Rahmetli İhsan BİLEN’den derleme)

 
Sunarsan Gelem
 
 
İnternetten meyil atmış köylüler!
Niye küstün Hanköyü’ne gel bike!
Neler neler oldu buralar!
Hoca Enver gel burayı gör bike!
 
Paytak paytak gelir iken kerizden.
Ali Ogan’ı hayatından bezdiren.
Sağ bayılttıran ölü güldüren.
Zilali Ahmet’im ordaysa gelem.
 
Dağı tarla yapıp ekin kaldırdı.
Onca ağaç dikti çağa büyüttü.
Garınca düzenine fikir yürüttü.
Feylezof kafalı Duman ordaysa gelem.
 
Cümbüş, keman, kaval demez çalardı.
Resim, heykel, motor durmaz yapardı.
Bağnazlık neyine dahi adamdı.
Usta Çakmak Mısto ordaysa gelem.
 
El bir sıyırma ekin dererken.
Bir dönüm dererdi hemde erkenden.
Küfrün gralını yapar derinden.
Mıtı gilin Müslim durise gelem.
 
Mesleği çifçiydi aşkı siyaset.
Tartışmada halt etmişti hükümet.
Haberi ondan alırdı millet.
Gopar gilin Mısto sağise gelem.
 
Tapu gadıstıro gelmişken köye.
Hakkını vermişti ağanın hele.
Atatürkü karşıladı gül ile.
Halk fırkalı Baha emmi ordaysa gelem.
 
Otuz iki köye muhtarlık yaptı.
Acemi müdürler ondan ders aldı.
Köy kanunu kendisi yazdı.
Katip Ali amca sağ ise gelem.
 
Senede üç defa inşaat açan.
Mezarlıktan günlük haber koparan.
Ramazanda kerpicine yağmur yağdıran.
Avukat Hemit dayı ordaysa gelem.
 
 
Bu sıtmadır bu sinektir uğraştı durdu.
İnadından millet selama durdu.
Hakim kararına boyunu sundu.
Doktor Felek emmi durise gelem.
 
 
 
 
 
Hüseyin abdalda cambuz döğüşü.
Dar zuvağta pilav ile yağmur yağışı.
Emmoğlunun düğünlerde deve oynaşı.
Geleneğim benim durise gelem.
 
Solaklardan Veysi halay oynardı.
Ceve Osman yanlışını arardı.
Rehmi dayı ağır halay tutardı.
Davulcu İsmail sağ ise gelem.
 
Gulağ paharında ağrılar geçer.
Sıtma pınarında sıtmalar biter.
Geserli paharda direzin düzer.
Çillo nene eğer ordaysa gelem.
 
Kuyuculuk bizim köyden sorulur.
Nayım Aslan, Sadık Bekiri bulur
Malatya’nın altı ufak ufak yontulur
Külüngün hakkını verirsen gelem
 
Cumhuryete yüzlerce şehit verildi.
Hüsen çavuş, Derdo emmi söylerdi.
Yemen’den kel Fikir yaralı geldi.
Köyde, Atatürkçü kaldıysa gelem!
 
Bahar olur çiçeklenir bağları.
Kol kurulur bel tutarlar gençleri.
Kış olunca meteliksiz cepleri,
Ahır sekiside dolarsa gelem.
 
Guş tepeden boy boy şelek gelirdi.
Esgetekler inim inim inlerdi.
Yakacağı süldügendi,dikendi!
Ocağında tezek tüterse gelem.
 
Tandırında taze ekmek kokardı.
Ekmekçiler gözlerini yumardı.
Dedikodu ,çok horata olurdu
Sütlü top ekmeği pişerse gelem.
 
Özlemişim yukarıgöl suyunu,
Akşamları karaçalı turunu,
Sögütlü gölünde aslan sütünü,
Rahat rahat, bana sunarsan gelem.
 
Enver TAŞ
HANKENDİ 2011

 
GIRŞİK

“haydın.. süprüntüler kalkın!
Bu kadar yatılır mı?
Doymadınız mı gişilerize?
Aha ne kaldı öğlene”
Diye bağırdı Sebo bacı.
Böldü kılıç gibi geceyi
Darzuvağın ortasında,
Toprak damında.
Yorgunluktan mest olmuş
Mehle kadınlarına.

Kalktılar sıcak yataklarından
Birer birer..
Gözlerinde uyku
Ellerinde isli dındik titrer.
Ocaktan çorbayı indirdi Melo
Garanlıkta gözlerini ovalarken
Gara hacce
Edibe abla karanlıkta iparardı
Çoktan yemlemişti bor ineği
Şıko
Onaltısındaydı daha Eşe gelin.
Çocuğu beşikteydi
Babası yoksulluktan erken
Gelin verdi.
Oda kalkmıştı gırşiğe gitmek için.
Önce Fenosu yakıp höllüğü buldu.
Sonra çocuğu kundaklayıp,
Hasıra uzattı
Teslim edecek kimsesi yoktu
Allahı da tam kavramıyordu gelincik
Bu halde bırakacaktı ne yazık.
Yalnız kalacaktı yavrucak.
İnşallah az ısırırdı pireler.
İnsafı yoktu tahtakurusunun!
Bakmazdı kene ağlamaya figana
Emerlerdi emperyalizm gibi
Bu kundaktı babam
İsrail işkencesinden beter
Kırk tonluk cendere
Yalnız ağlayabilirsin
O da duyan olursa.

Çıktılar pıniklerinden
Birer ikişer.
Sırtlarında ip
Koltuklarında angara lastiğiydi.
Nasıl taksınlar ayaklarına nasıl
Çabuk yırtılırdı meret
Dayanamazdı yola
Yerleri taşlı, dikenli tarla
Yalınayak yürümekten kim ölmüş?

İndiler aşağı çeşmeye
Su vurdular yüzlerine
Dokunmadılar Hüseyin Çavuşun abdestine.
Çillo öküzleri koşmuştu kağnıya,
Birkaç hizmetkar seçiliyordu uzaktan.
Hüsülü köşe taşına oturmuş
Lastiklerini yere çarpıyordu.
Nahırda toz ve terin çıkarmak için
Akşamki Çamurunu
Dizeler dizerek katıldı peşlerine
Şair Naime
Çul atıyordu Aşık emminin eşeğine
Eşman Fatime
Bahçeye mığat olmak için
Lafı bitmez gayın annesine

Sesi duyuldu horozların,
Gediği devirdiklerinde
Guştepe hayrattı
Oküz ağanın tarla ağanın
Dağlar bizimdi.
Şükür ekin olmaz
Ağa uğramazdı.
Süldügen, deve dikeni,sığır kuyrukları.
Ne güzel olurdu bu çorak yerde,
Diken batmaz
Tezek kokan nasırlarımıza
Ayaklarımızda acı siniri yoktu.
Güneş ağustos güneşi,,
Çatlatır dudakları, kavurur karıncaları
Fakirin D vitamini
Kadrini bilir esketeğin
Gün devrilmiş pulutlu dağı gölge verirken
Buldular oturmak için gölgeli diken
Oturdular altlarındaki taşları ayıklayarak
Baktılar birbirlerine himayın mendillerini
Açarak
Yediler kuru tandır ekmeklerini
Susuz, katıksız!!!!
Körpe cumhuriyetin ilk anaları
Şimdi bilirler mi acep
Sabah sütüyle akşamı yapan
Keneler içinde çocukları,
Çankayanın hanımları!!!


Şelekler hazır,
Gönüller mutlu
Düştüler gün batımı
İki saatlik yola.
Yük yetmiş kilo,
Ter oluk oluktu.
Ya tuvaletimiz gelirse bacım
Şelekle tuvalete oturdun mu hayru Hanım
Onu gel bana sor.
Dayanırsan
Ahıma

Köy cıvıl cıvıldı
Geldiklerinde.
İnekler mölüp, koyunlar meliyordu
Heyhat
Attılar cidar tutmuş sırtlarından,
Beş günlük yakacaklarını.
Geriye ne kaldı dikkat
Üçyüz altmış beş gün
Altı saat
HANKÖYLÜ ENVER
30.12.2012



HANKENDİM

eyle bir köv ki benim o kövüm
üstünde kalmış uhdem ordadır soyum
hasretlik içimde hasretlik huyum
seni çoh sevim canım hankendim

gezerken sokakları gördüm pinigi
uyuz gibi gezer zuvah enigi
gokusu içimde cıkmaz sevgisi
seni çoh sevim canım hankendi

hadinin gidegin yuharı yazıya
ordan gecelim dag cınahaya
aşşagı dönelim hakkı gölüne
seni çoh sevim canım hankendim

bıldırki kışlar kalmamış sende
ilkbaharda açmi erikle bade
güzelim üzümler söleyin nerde
seni çoh sevim canım hankendim

karacalı derler gençlerin evi
dere olur bize mesire yeri
bunlar kalmamış söyleyin hani
seni çoh sevim canım hankendim

anlatmahla bitmi sana bu sevgi
varmı senin gibi cevrende dengi
kanım feda olsun diyenler hani
seni çoh sevim canım hankendim

parayı bulanlar gacip gidiler
seni hahın eline bah bırakiler
dönipte arhalarına heç bahmiler
seni çok sevim canım hankendim

MEHMET BİRGİ ASLAN(28/01/2012)

HANKÖYÜNDE HARMAN

Harmanlar guruldı,gıldırik gilin tarlada,köyün önüne.
Veysi kürve talaşlı,güneş tikilmiş,vaggıt gelmış övleye
Vılaaa....! fıkooo getür şu goşumları öküzleri goş geme
Nerde galdı bu anan seslen Remızıde alsın gelsin yemeğe


Guruldı harman makinası,bu gece işimiz çok allahıma
Malamalar dağ gibi yetüşürmü sabah namazına
Babasına rehmet aha Harputluda gelmiş yardıma
Baba bögün gine çortunudan çığduğ garamanın bağına..

Ringo Ehmet



OĞLUM EHMET

Karlar erimiş,cemreler düşmüş, nevruzlar, kardelenler dağ yamaçlarında açmış, göçmen kuşlar yuvalarını yaparken bahar yüzünü göstermeye başlamıştı. Çeşmelerde köpüç sesleri yukarı mahalleden duyuluyordu.
Hankendi erkeklerinin en boş zamanlarıydı. Toprak tavını almamış, çamurdan tarlalara gidilmiyordu. Köy kahvesi tıklım tıklım, taş okşini, kağıt okşini kırıla gidiyordu. Kel Mamoş gelmeyen kağıdın meshebine söverken; dışarıda kahve duvarının dibinde sekülenen: Duman, Köse Mısto, Mıtı Müslim, Kör Baha, Usugul, Ali Ogan, Rehmi dayı, Bedel Memet….Devlet kurup hükümet yıkıyorlardı.
Torso emmi zil siyah şalvarı çekmiş, ipek kuşağı sarmış, yımırta topuk ayakkablarını cilalamış, kaytan bıyıklarını sivriltmiş, hızar motoruyla uğraşıyordu. Köyde ilk defa motorlu odun hızarı almanın verdiği gururla işini yapıyor bir yandanda karşıda sekülenen köylülere hava atıyordu. Stil marka hızar motorunu günde üç –beş defa dükkanın önüne çıkarır, siler, temizler, yağlar, komşuları sesten gına getirip dükkanının en gözde yerine koyardı.
O gün nasıl olduysa hızar motoru bir türlü çalışmıyor, ip çekmekten Torsa emminin topuğundan ter çıkıyor, sinirleniyor, üf küf edip duruyordu. Rahatlaması için küfür bile edemiyordu. Çalışmayan hızar motoruna mı yansın, karşıdan kendini seyredenleri mi yansın.
Küplere binmiş çatacak adam arıyordu besbelli.
O sırada Bay Ahmet Zilali sokağın diğer ucunda bir yanda duvar dibindekileri dinliyor, biryanda torso emmiyi izliyordu. Yüz mimiklerini tüm çıplaklığıyla ortaya sererek, Çömelen köylülere dönüp Torso emminin duyacağı şekilde:
- Zavallı adamın halini görmüyor musunuz, sizde hiç vicdan yok mu!!!!! Davranın şu yokuştan aşağı, hızar motorunu itelim! Diye bağırdı. İşin espirisini anlayanlar gülmekten yerlere yıkılıyor. Anlamayanlar yardım etmeye hazırlanıyordu.
Torso emmi anlamış olacak ki:
_ Vıla oğlum Ehmet ben sahan ne diyem! Komşuları çağıracağan git ananı çağır o daha eyi iter!!!!!
Ahmet arkasını dönmüş kafasını kaplumbağa gibi içeri çekmiş kıs kıs gülüyordu.

Hankendi’nde Mizah
Toplayan: Enver Taş
01.02.2012

KEHRİZİN YOLU

Nuri Emmi darzuvağın ciddi ve oturaklı şahsiyetlerinden, sözü sohbeti dinlenir, hankendinin yetiştirdiği kilometre taşlarından biridir. Evi iki katlıdır. Alt katı ahır ve atelye olarak kullanır. Kendisi üst katta otururdu. Evin büyük bir avlusu, sürekli açık duran bir kapısı vardı. Avludan 40-50 basamaklı bir merdivenle üst kata çıkılırdı. İlk eşi ölünce ikinci defa evlenmiş herkes gibi yatsı namazını kılmış, yorgunluktan kendini yatağa atmış eşiyle uyuyordu.
Hankendinin mezarlıktan yukarı tarafına “Kehriz Mahallesi” deniyordu. Bizim Bay Ahmet Kehriz mahallesinde oturur ama aşağı mahalleye yapmadığı kalmazdı. Gecenin ikisi bizim Ahmet i uyku tutmamış elinde sigara bir aşağı bir yukarı gidip geliyordu. Aklından bir şeytanlık geçirmiş olacak ki sigarasını söndürdü. Kendisine çekidüzen verip darzuvağın yolunu tuttu.
Nuri Emminin avlusunun açık kapısını döğdüğünde, saat gecenin iki buçuğunu gösteriyordu. Nuri emmi derinden derinden kapının sesini duyunca, yarı korku yarı heyecandan “hayırdır inşallah” deyip sıcak yatağından meraklı gözlerle karanlıkta sağa sola çarpa çarpa üst katın kapısını açıp “Kim o” diye aşağıya seslendi. Bay Ahmet “hele in Nuri Emmi hele in “ diye seslendi. Nuri emmi merdiven başına gelene kadar”la havle vela kuvvete billah” I belki kırk defa çekerek:-yavrum cücügüm söyle hayırdır! Nedir Bu gece vakti!
Bay Ahmet: - Hele in Nuri Emmi Hele in diye tekrarlıyordu.Nuri emminin sabrı bayağı taşmış bir edayla: - Oğlum çatlatacak mısın beni…. O kadar tekrardan sonra bay Ahmet ağzındaki baklayı çıkardı: “Nuri emmi KEHRİZİN YOLU NERDEN GEÇER ONU SORACAKTIM”
Nuri Emmi de ne heyecan kalmıştır nede korku. Karanlıkta merak ettiği kişinin Ahmet Bay olduğunu sakinleşince anlamıştır. Karanlıktaki kişinin kulağına doğru eğilerek:- ANAN A…..NDAN GEÇER OĞLUM...!!!!!!diyerek merdivenleri tırmanmaya başlamıştır.
Derleyen: Enver TAŞ
16/02/2012 HANKENDİ



HANKENDİ'DE AHIR SEKİSİ
Yıl 1964, mevsim kış, aylardan ocak ayıydı. Kış alabildiğine derin geçiyordu. Dışarda kar birbuçuk metrenin üstündeydi.Toprak damlardan dökülen karlar evlerin yüksekliğini epey geçmişti. Darzuvaklılar çeşmeye gitmek için kardan tunel kazmış, hüseyinaptallılar ise merdivenle çeşmeye iniyorlardı.
Ahırsekileri tıklım tıklım,kiminde eşkıya imam ve şırlı memedin hikayeleri, kiminde Hz Alinin cenkleri,kiminde şıvıt çağırma anlatılıyordu. Masalda Tat Ali, Manide Nayime, Yemen savaşlarında Ali gire, Sarıkamış harekatı Hüseyin Çavuş, aranan isimlerdendiler. Kör Halil, Hamit gakkonun pacasını tıkamış evini ise pasa vermiş kıs kıs gülerken, arkasından savrulan küfürler ona vitamin gibi yarıyordu.
O kış mıtı gilin cambuzla emoş gilin öküz döğüşü bir süre anlatılacağa benziyordu. Tandır ekmekler yapılmış çoktan ekmek iskelesine konmuştu. Burgul ve soğanınıda tam yerine koyan dünyanın en mutlu ailesi olurdu. o yıl dokuz yaşına yeni girmiştim. İboş gilin Ahmetle yorulana kadar kayak yaptıktan sonra acıkmış olacağız ki kendilerin evine gittik. Ahmet annesinden üzerine salça sürülmüş tandır ekmeği istedi.Ben ahır sekisine çıktım. Derdo emmi toprak mangal önünde tesbih çekerken Duman emmide hayvan derisin ıslatmış, makasla ince ince şerit şeklinde kesip, gelecek sene için harman yabasını tamir ediyordu. Selamlaştıktan sonra Derdo emmi Hüseyin dedemi sordu.-Seferberlikte kardeşimle beraber askerlik yapmış neler çekmişler neler.Seferberlik hikayelerini anlattıkça ben ağzım açık dinliyordum. Remziye ablanın verdiği Salça sürülmüş ekmeği yemeyi bile unutmuşum. Bir ara Derdo emmi: - Ye oğlum hem ye , hem dinle diye beni dürttü. Bende Ekmeğe başlamadan: sana bir soru sorabilrmiyim.derdo emmi dedim. O da:- sor yavrum dedi
-Padişah dönemiyle şimdiki cumhuriyet dönemini anlatırmısın.Dedim Derdo emmi:
-Bak iyi dinle oğlum, bizim çalışmamız ikisindede aynıydı.Ağanın tarlasını çoluk çocuğumuzla, yanımızda yedi-sekiz kile (şimdiki 500-600kg) buğdaya çalışan hizmetkarlarla yılın oniki ayı çalışır yarısını yılboyunca yatan ağaya veririz, bu hiç değişmedi.yalnızPadişah zamanında sıtmadan, veremden, trahomdan çok zaiyat verirdik. Cumhuriyet bunları bitirdi.ulaşım at-eşek sırdındaydı şükür cumhuriyet buralara tren getirdi. Okul yoktu, bir tek cami kenarında arapça öğretilir, okursun yazamazsın; yazarsın anlamazsın, bir curcuna gidiyordu. Yukarışeherde medrese var ama kimin haddine durumu iyi olan maraba ve ağa çocukları giderdi. Şükür cumhuriyet, okulu ayağımıza getirdi. Zengin fakir herkesin çağası gidiyor.
Duman emmi yabanın tamirini bitirmiş olacak ki sağ elinin baş parmağı ile bıyıklarını bir sağa bir sola sıvazlıyarak:
-Gazi Kemal herşeyi güzel yaptı yapmasına da...şu körolası toprak reforumunu da yapsaydı aynen benim yanımda yeri başka olacak tı. Derdo emmi hemen söze karışarak:
-oğlum bak o Sarı Paşa, Türklere hatta dünyaya Allahın bir lütfudur.Ömrü yetseydi senin gibi deli vırttenin düşündüğünü o yapamıyacakmıydı..Diye hiddetli hiddedli bağırıyordu. Duman emmi babasının kendisine kızdığını anlayınca, söyleyecekleri boğazında düğümlendi.Bir şey söylemeden öküzlerin yemini vermek için yavaş yavaş sekiden aşağıya inmeye başladı. Bende alacağımı almıştım artık.Ahır sekisinden aldığım ders için çok mutluydum, mutluluğum İş bankasından çanta dolusu parayla çıkan insandaki mutluğa eşdeğerdi. sağı solu delinmiş,içi yarıbele kadar su almış angara lastiğimi çorapsız ayağıma takdığımda Hoğlu Ali hoca akşam ezanını okuyordu.
Enver TAŞ
HANKENDİ/2012

HANKENDİ’DE BAHAR
Kertenkeleler, süldügen ve eşek dikenlerinin aralarında bir görünüp bir kayboluyordu. Kelebekler yemlik otlarının üzerinden birinden diğerine konup kalkıyordu.Kuş sesleri hakkonun gölünden duyuluyordu. Atmacalar serçe sürüsüne dalıp bayram ediyor. Kargalar geçen yılki yuvalarını tamir ediyordu. Bahar Hankendide yüzünü tamamen göstermişti.Bor tarlalar kuzu ve çelik çubuk oynayan çocukların sesleriyle dolup taşıyor, yaramaz buzağılar çocukları bayağı yoruyordu.Çaylar Pulutlu dağının kar sularıyla coşmuş, biran önce dere suyuyla Fırata dökülmek için can atıyordu. Derebaşı gene cıvıl cıvıldı. Sebze yeri hazırlayan mı dersin. Hayvanlarına taze ot toplayan mı dersin. Sanki bütün köy tarlada, bağda, bahçedeydi. Köyde birkaç ihtiyardan, ayranını yayan kadından başka kimsecikler kalmamıştı. Birkaç evde tuluk ve küp sesi dışında ses çıkmıyordu. Küllük başlarına kümelenmiş kendilerine yem arayan tavuklar, diğer horozlara “ben burdayım” diye seslerini duyurmaya çalışan horozlar, köşe başlarında uyumaya çalışan köpekler köyün görünen varlıklarıydı.
Köyün kuyucuları rızkların kazanmak için çoktan gurbete çıkmışlardı. Köyde tarlayla uğraşanların dışında meşhur berberlerimiz vardı. Otuzüç pare köyün tüm traşı Hankendili berberlerden sorulurdu. Köyler bu berberler tarafından paylaşılmış, her berber kendine ayrılan köyden başkasına traşa gidemez gitse de ücret verilmezdi. Berber şafaktan köy yollarına düşer tarlada, bağda, bostanda traş olacak kişiyi oracıkta traş ederdi. Ücretlerine “berber hakkı” denirdi. Harmandan harmana aile başına verilen bir iki urup buğdaydı. Bu haklarla bir yıl geçinir, gelecek harmana kadar idare ederlerdi.
Horpenk köyü hasbel kader berber Ali”ye düşmüştü. Horpenk ve çevresinin traşı Ali Baydan sorulurdu.Fakat bahar havasından mı ortalığın çorundan mı bir haftadır rahatsızlanmış traşa çıkamıyordu. Ortanca oğlu Ahmet’i yanına çağırıp: “Bak oğlum ben bir haftadır işe çıkamıyorum. Şimdi köylüler isyandadır. Köylüler Başka berber çağırlarsa o köyü kaybederiz. Anlayacağın geleceğe açız. Şu duvarda asılı olan berber heybesini al aletleri kontrol et, hayırlısıyla aşağı Horpenkten başla.”
Ahmet Elazığda ortaokul son sınıfta okuyordu. Baba mesleğini çok güzel öğrenmişti. Babası bu yönden kendine çok güveniyordu. Ahmet babasının traş heybesini sırtına vurup, yaya olarak köylere doğru yola koyuldu. Aşağı Horpenk arazisine geldiğinde tarlada çalışanlara traş olup olmayacakları soruyor, traş olacakları traş yapıyor, o tarladan o tarlaya dolanıp duruyordu. Arazidekileri bitirdikten sonra köyün içindede birkaç ihtiyarla birkaç erkek çocuk traş ettikten sonra Yukarı horpenkin arazisine girdiğinde ikindi çoktan geçmiş vakit gittikçe daralıyordu. Yukarı Horpenk Meryem dağının güney batı yamacında elli-altmış hanelik bir köydü. Köylüler tarlalardan çekilmiş pek kimsecikler yoktu. Ahmet kendi kendine: “gitsem mi dönsem mi?” diye düşünürken kayalık arasındaki toprak yoldan öküzleriyle Davut emmi göründü. Sırtında berber heybesiyle duran çocuğu görünce “herhalde bu bizim berberin oğludur” diye düşündü. Ve sordu: Oğlum sen berber alinin oğlu musun? Bak saçımız sakalımız birbirine karıştı baban epeydir gelmiyor. Şuracıkta bi güzel traş ette rahatlayayım. Öküzlere: Ohaaaaa.. dedi ve yolun ortasında durdurdu. Sabanı öküzlerin boyunduruğuna atmış, saban oku öküzlerin arasında yerde sürünüyordu . Davut emmi, azık çıkınının takılı olduğu değneği bir tarafına uzattı. Ayran destisinide bir tarafında koyarak saban okunun üzerine otururken: “Of ammada yorulmuşum ha “ diyerek Ahmedi beklemeye başladı. Bizim Ahmet sabah yaptığı kahvaltıyla duruyor, açlık bir yandan, yorgunluk bir yandan birde karanlıkta yürüyeceği sekiz- on kilo metrelik yolu düşünerek ağırdan alıyordu. Ahmet, Davut emminin bir saçına birde sakalına baktı en az bir saatini alırdı. Ben traş yapamamda diyemezdi. Bir bahane bulması gerekiyordu. Birden Davut emmiye bağırarak:” Veeeeeeeee su kalmamış emmi” dedi. Davut emmi pet fazla gala almadan:” Önemli değil oğlum destide ayran olacaktı” deyince Ahmet’in planı suya düşmüştü. Ahmet traş makinesının bu toz ve terin karıştığı saçta zor çalışacağını düşünerek saç ve sakalı usturayla almaya karar verdi. Sabun kabına destiden biraz ayran döktü fakat sabun bir türlü köpürmüyordu. Ahmet baktı olacağı yok Davut emminin başını öne doğru eğdi destiden ayranı başına döküp yeşil sabunu sürüyor fakat istenilen randıman alınmıyordu. Güneş gittikçe alçalıyor, ortada in cin top oynuyordu. Allahın dağında Davut emmiyle Ahmet Traşa gayret ediyorlardı. Ayranın etkisiyle kılların her biri tel fırçaya dönmüş Ahmet’in gözünde balta girmemiş ormana benzemişti. Ahmet usturayı çıkardı belindeki kayışa bir iki sürdükten sonra Davut emminin kulak hizasından şakak kemiği üzerinden traşa başladı fakat birde ne görsün ustura iki kılı uçuruyorsa beş kılı es geçiyor usturanın körlenmesi mi yoksa karşısındakinin sakallarının ayranın etkisiyle çelikleşmesinden mi olduğunu bir türlü çözemedi. Demekki mesleği daha iyi öğrenmesi gerektiği düşüncesine vardı. Ahmette şafak atmış bu gidişle üç saatte bitiremeyeceğini anladı.bu da gece yarısı demekti. Davut emminin umurunda bile değildi. Ahmet bu duruma daha üzülüyor ve son kartını oynamaya hazırlanıyordu. Birden bire Davutun duyacağı kısık bir sesle:
- Git oyanı kafir şeytan!
Davut sesi duyunca kaşlarını kaldırıp Ahmedin gözlerine biran baktı ve kaşlarını indirdi ne söylediğini merakta etmiyor değildi.Ahmet biraz daha sesini yükselterek ve arkasına dönerek:
-Git oyanı be kafir şeytan !
Davut bu sefer daha meraklı bir şekilde baktı fakat gene bir yorum yapamadı. Ama merakı yüzünden okunuyor kulakları kırmızılaşıyordu.Ahmet bu defa daha yüksek tonda arkasında biri varmışcasına :
-Git yav git ne kör şeytansın sen yapmayacağım ha yapmayacağım !!!!
Davut emmi bu sefer boynunda peştemalıyla ayağa kalktı Ahmetten bir iki adım öte gidip Ahmete dönerek:
- Ne oğlum ne şeytanı
Ahmet bu sefer sesini kısarak:
- Hiç Davut emmi şeytan kulağıma eğilip “HA BU USTURAYLA ŞU İHTİYARIN GIRTLAĞINI KES!” diyor.
Davut emmi bir sağa bir sola birde Ahmetin elindeki usturaya baktı peştemalı da boynundan çekip savurdu.”ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED” diyerek can havliyle köye doğru koşmaya başladı.Ahmet o arada kıs kıs gülerken bir yandan da malzemelerini heybeye dolduruyordu.

DERLEYEN: Enver TAŞ
Hankendi 2013





HANKENDİ’DE BAHAR
Kertenkeleler, süldügen ve eşek dikenlerinin aralarında bir görünüp bir kayboluyordu. Kelebekler yemlik otlarının üzerinden birinden diğerine konup kalkıyordu.Kuş sesleri hakkonun gölünden duyuluyordu. Atmacalar serçe sürüsüne dalıp bayram ediyor. Kargalar geçen yılki yuvalarını tamir ediyordu. Bahar Hankendide yüzünü tamamen göstermişti.Bor tarlalar kuzu ve çelik çubuk oynayan çocukların sesleriyle dolup taşıyor, yaramaz buzağılar çocukları bayağı yoruyordu.Çaylar Pulutlu dağının kar sularıyla coşmuş, biran önce dere suyuyla Fırata dökülmek için can atıyordu. Derebaşı gene cıvıl cıvıldı. Sebze yeri hazırlayan mı dersin. Hayvanlarına taze ot toplayan mı dersin. Sanki bütün köy tarlada, bağda, bahçedeydi. Köyde birkaç ihtiyardan, ayranını yayan kadından başka kimsecikler kalmamıştı. Birkaç evde tuluk ve küp sesi dışında ses çıkmıyordu.  Küllük başlarına kümelenmiş kendilerine yem arayan tavuklar, diğer horozlara “ben burdayım” diye seslerini duyurmaya çalışan horozlar, köşe başlarında uyumaya çalışan köpekler köyün görünen varlıklarıydı.
Köyün kuyucuları rızkların kazanmak için çoktan gurbete çıkmışlardı. Köyde tarlayla uğraşanların dışında meşhur berberlerimiz vardı. Otuzüç pare köyün tüm traşı Hankendili berberlerden sorulurdu. Köyler bu berberler tarafından paylaşılmış, her berber kendine ayrılan köyden başkasına traşa gidemez gitse de ücret verilmezdi. Berber şafaktan köy yollarına düşer tarlada, bağda, bostanda traş olacak kişiyi oracıkta traş ederdi. Ücretlerine “berber hakkı” denirdi. Harmandan harmana aile başına verilen bir iki urup buğdaydı. Bu haklarla bir yıl geçinir, gelecek harmana kadar idare ederlerdi.
Horpenk köyü hasbel kader berber Ali”ye düşmüştü. Horpenk ve çevresinin traşı Ali Baydan sorulurdu.Fakat bahar havasından mı ortalığın çorundan mı bir haftadır rahatsızlanmış traşa çıkamıyordu. Ortanca oğlu Ahmet’i yanına çağırıp: “Bak oğlum ben bir haftadır işe çıkamıyorum. Şimdi köylüler isyandadır.  Köylüler Başka berber çağırlarsa o köyü kaybederiz. Anlayacağın geleceğe açız. Şu duvarda asılı olan berber heybesini al aletleri kontrol et, hayırlısıyla aşağı Horpenkten başla.”
Ahmet Elazığda ortaokul son sınıfta okuyordu. Baba mesleğini çok güzel öğrenmişti. Babası bu yönden kendine çok güveniyordu. Ahmet babasının traş heybesini sırtına vurup, yaya olarak köylere doğru yola koyuldu. Aşağı Horpenk arazisine geldiğinde tarlada çalışanlara traş olup olmayacakları soruyor, traş olacakları traş yapıyor, o tarladan o tarlaya dolanıp duruyordu. Arazidekileri bitirdikten sonra köyün içindede birkaç ihtiyarla birkaç erkek çocuk traş ettikten sonra  Yukarı horpenkin arazisine girdiğinde ikindi çoktan geçmiş vakit gittikçe daralıyordu. Yukarı Horpenk Meryem dağının güney batı yamacında elli-altmış hanelik bir köydü. Köylüler tarlalardan çekilmiş pek kimsecikler yoktu. Ahmet kendi kendine: “gitsem mi dönsem mi?” diye düşünürken kayalık arasındaki toprak yoldan öküzleriyle Davut emmi göründü. Sırtında berber heybesiyle duran çocuğu görünce “herhalde bu bizim berberin oğludur” diye düşündü. Ve sordu:  Oğlum sen berber alinin oğlu musun? Bak saçımız sakalımız birbirine karıştı baban epeydir gelmiyor. Şuracıkta bi güzel traş ette rahatlayayım. Öküzlere: Ohaaaaa.. dedi ve yolun ortasında durdurdu. Sabanı öküzlerin boyunduruğuna atmış, saban oku öküzlerin arasında yerde sürünüyordu . Davut emmi, azık çıkınının takılı olduğu değneği bir tarafına uzattı. Ayran destisinide bir tarafında koyarak saban okunun üzerine otururken: “Of ammada yorulmuşum ha “ diyerek Ahmedi beklemeye başladı. Bizim Ahmet sabah yaptığı kahvaltıyla duruyor, açlık bir yandan, yorgunluk bir yandan birde karanlıkta yürüyeceği sekiz- on kilo metrelik yolu düşünerek ağırdan alıyordu. Ahmet, Davut emminin bir saçına birde sakalına baktı en az bir saatini alırdı. Ben traş yapamamda diyemezdi. Bir bahane bulması gerekiyordu. Birden Davut emmiye bağırarak:” Veeeeeeeee su kalmamış  emmi” dedi. Davut emmi pet fazla gala almadan:” Önemli değil oğlum destide ayran olacaktı” deyince  Ahmet’in planı suya düşmüştü.  Ahmet traş makinesının bu toz ve terin karıştığı saçta zor çalışacağını düşünerek saç ve sakalı usturayla almaya karar verdi. Sabun kabına destiden biraz ayran döktü  fakat sabun bir türlü köpürmüyordu. Ahmet baktı olacağı yok Davut emminin başını öne doğru eğdi destiden ayranı başına döküp yeşil sabunu sürüyor fakat istenilen randıman alınmıyordu. Güneş gittikçe alçalıyor, ortada in cin top oynuyordu. Allahın dağında Davut emmiyle Ahmet Traşa gayret ediyorlardı. Ayranın etkisiyle kılların her biri tel fırçaya dönmüş Ahmet’in gözünde balta girmemiş ormana benzemişti. Ahmet usturayı çıkardı belindeki kayışa bir iki sürdükten sonra Davut emminin kulak hizasından şakak kemiği üzerinden traşa başladı fakat birde ne görsün ustura iki kılı uçuruyorsa beş kılı es geçiyor usturanın körlenmesi mi yoksa karşısındakinin sakallarının ayranın etkisiyle çelikleşmesinden mi olduğunu bir türlü çözemedi. Demekki mesleği daha iyi öğrenmesi gerektiği düşüncesine vardı. Ahmette şafak atmış bu gidişle üç saatte bitiremeyeceğini anladı.bu da gece yarısı demekti. Davut emminin umurunda bile değildi. Ahmet bu duruma daha üzülüyor ve son kartını oynamaya hazırlanıyordu. Birden bire Davutun duyacağı kısık bir sesle:
-	Git oyanı kafir şeytan!
Davut sesi duyunca kaşlarını kaldırıp Ahmedin gözlerine biran baktı ve kaşlarını indirdi ne söylediğini merakta etmiyor değildi.Ahmet biraz daha sesini yükselterek ve arkasına dönerek:
-Git oyanı  be kafir şeytan !
Davut bu sefer daha meraklı bir şekilde baktı fakat gene bir yorum yapamadı. Ama merakı yüzünden okunuyor kulakları kırmızılaşıyordu.Ahmet bu defa daha yüksek tonda arkasında biri varmışcasına :
-Git yav git ne kör şeytansın sen yapmayacağım ha yapmayacağım !!!!
Davut emmi bu sefer boynunda peştemalıyla ayağa kalktı Ahmetten bir iki adım öte gidip Ahmete dönerek:
-	Ne oğlum ne şeytanı
Ahmet bu sefer sesini kısarak:
- Hiç Davut emmi şeytan kulağıma eğilip “HA BU USTURAYLA  ŞU İHTİYARIN GIRTLAĞINI KES!” diyor.
Davut emmi bir sağa bir sola birde Ahmetin elindeki usturaya baktı peştemalı da boynundan çekip savurdu.”ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED” diyerek can havliyle köye doğru koşmaya başladı.Ahmet o arada kıs kıs gülerken bir yandan  da malzemelerini heybeye dolduruyordu.
DERLEYEN: Enver TAŞ
Hankendi 2013




UYAN HANKÖYLÜM
Padişahken senin deden ne idi
Libyalarda Yemenlerde askerdi
Ganimetler alındıda kim yedi
Uyan köyüm artık Atatürk gelmez
...
Bazıları Osmanlıyım söyler övünür
Van münit deyipte mangal devirir
Amerkan itine yurdunu verir
Uyan köyüm artık Atatürk gelmez

Kanlı kansız deyip işte geldiler
Dini kullandılar cennet sattılar
Seksenlik nineme türban taktılar
Uyan köyüm artık Atatürk gelmez

Biz aç iken onlar cami yaptılar
Cehenlemle korkutup harem kurdular
Gemicik ardından filo kurdular
Uyan köyüm artık Atatürk gelmez

Atatürkün adı sanı kayboldu
Bu vatanda Türküm demek suç oldu
Apo piçi bize peygamber oldu
Uyan köyüm artık Atatürk gelmez

Enver hoca doğru dedi dinlemediniz
Yüzde yetmiş hele oylar verdiniz
Ateist deyipte küfür ettiniz
Uyan köyüm artık Atatürk gelmez

 
 
AANILAR;
RAHMİ AMCANIN DÜKKANINNIN ÖNÜNE FAHRİ EMİ,ZİLFİ EMİ,SAGIRAHMET,OSMAN BABA, MEMED GAKKO,YAŞLILAR GELİR GEM İSKEBBELERİ VARDIR.SEHBA KURULUR TAVLA OYNANIR SOHBET EDİLİR RAHMİ AMCA ÇOK ŞAKACI MUGALLİP BİRDİR. YA OSMAN BABAYA YADA TAKINE FATMA ABLAYA YADA ÖMER EMİ (GÖKCAL) TAKILMASA DURAMAZDI. BERBER AHMET ÖVLEN YEMEK ARASINDA DÜKKANA GELİR BİLİRDİKİ ORDA İHTİYARLAR MUTLAKA UGRAR BİR İKİ LATİFE ETMEDEN GİTMEZDİ. BERBER AHMET RAHMİ DAYI İLE HER ZAMANKİ GİBİ TAVLA OYNAR DURUM AHMET 3 RAHMİ DAYI 4 DÜR SON OYUNDA AHMET ZARATACAK EYER DÖRTCAHAR GELİRSE RAHMİ AMCA MARS OLACAK BERBER AHMET KAZANACAKTI TAM ZARLAR AHMET ABİNİN ELİNDE SALLARKEN OSMAN BABA HADİ AHMET ATBİR DÖRTCAHAR DEDİ VE ZARLAR TESADDÜFKİ DÖRT CAHAR GELİNCE RAHMİ EMİ GÖZLERİ İRİLEŞTİ TAVLAYA YUMRUGU VURUNCA OSMAN BABAYA NEDİRHA EL ÜSTÜNDE KONUŞUTUN ..............EYİCE SEVİN ERKEKSEN SEN GEL KARŞIMA DEYİNCE SEN . UZAKTAN DUYAN ÖMER GAKKO REHMİ YENİLDİNMİ DİYE SESLENİ...NCE ONADABİR BAGIRDI. GEL BİR OYUNDAHA YAPACAGIZ BERBER AHMEDE GİTME NEREYE DEYİNCE AHMET BÖGÜN YETER GİDEM CÜCÜKLERİ YEMLEYEM AKŞAMA GELİRİM DEDİ GİTTİ AKŞAM GELDİGİNDE OSMAN BABAYA SEN SEYRETME OYUNUMUZU DİYE ŞAKA YAPARDI. BİLAL ATILGAN BERBER HAMETLE BEREBER RAHMİ AMCAYA TAVUK CİCVCİVLERİ GETİRMİŞTİ AHMEDİN HERGÜN BİR İKİ CİVCİVİ ÖLÜNCE ÖLÜLERİNİ GETİRİR RAHMİ AMCANIN BAHCEDEKİ CİVCİVLERİNİN YANINA KOYAR YERİNE SAG OLANI GÖTÜRÜDÜ BANADA SÖYLERDİ RAHMİ AMCA AHMET BENİM CÜCÜKLER ÖLİ SENİNLİLERDEDE ÖLÜ VARMI YOK REHMİ EMİ BENİMKİLER HEPSİ SAG. SANA BİLAL GESTELERİ GETİRMİŞ DEDİ. ERTESİ GÜN 2 TANE DAHA ÖLENİ GETİRİİP DEGİŞTİTİNCE RAHMİ AMCA DURUMDAN ŞÜPELENİR BANA DEDİKİ AHMET BU CÜCÜKLER BİR SAT ÖNCE İYİLERDİ ŞİMDİ ÖLMÜŞLER .BENDE AHMET EBİ BURDAN GECİNCE ONLAR ÖLÜYOR DEDİM ODA ANLADI . BERBER AHMET ABİYE SÖYLEDİM BİZİM ORDAN GEÇME RAHMİ DAYI İŞİ ÖGRENDİ . BİŞEY OLMAZ BEN BÜGÜN ONA BENİM SAĞLAM CÜCÜKLERDEN GÖTÜRÜP KÜMESİNE BIRAKIRIM VE GETİRMİŞTİDE. BİR GECE KAR LAPA LAPA YAGIYORDU BERBER AHMET SAAT GECE BİR SULARINDA GAZİ SOKAGIN KÖŞESİNDEN CIKTI PENCEREDEN DERS ÇALIŞIRKEN GÖRDÜM YAVAŞCA GELDİ RAHMİ AMCA GİLİN KAPIYI TEKMELEDİ VE DUVARIN ARKASINA GİTTİ RAHMİ AMCA KALKTI KAPIYI AÇTI O KİM O KİM DİYE KİMSSEYİ GÖREMEYİNCE TEKRAR IŞIGI KAPATIP YATTI 2 DAKİKA SONRA TEKRAR AHMET KAPIYI TEKMELEDİ YİNE DUVARIN ARKASINA GİTTİ BUDEFA KAPIYI AÇAN RAHMİ AMCA DIŞARICIKIP KİM O DİYE SELENİNCE BENİM REHMİ GAKKO NEDÜR AHMET NEVAR BU GECE VAKTİ BEN HORPENGE GİDECEM HORPENGİN YOLU NERESİ RAHMİ AMCA SENİNDE HORPENGİNDE ANANINDA.........................DİYE BASTI KÜFÜRÜ. BERBER AHMET BU OLAYI NURİ EMİYE VE ALİ OGAN HOCAYADA YAPMIŞTI. ALLAH HEPSİNEDE RAHMET EYELESİN.

 



 
 
  Bugün 36204 ziyaretçi (77873 klik) kişi burdaydı! -------------------- ------------------- ------------------------- .

-------------------------- .

 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=